Hikaye

Çan Kulesindeki Kırmızı Uç

Şenliğe iki saat kalmıştır, meydandaki direk boştur ve Çınar'ın elinde yalnızca kırmızı bir iplik parçası vardır. Islak taşlardan muhtarlığın paslı sandığına, oradan çanın uğuldadığı basamaklara uzanan bir iz sürme hikâyesi.

Masalcım
7-10 yaş
4 dk
4:41 dk
Çan Kulesindeki Kırmızı Uç kapak görseli

Sesli Dinle

Hikayeyi sesli olarak dinleyebilirsiniz

Hikayeyi Oku

Hikayenin tam metni

Çan Kulesindeki Kırmızı Uç

Köy meydanındaki heyecanlı telaşın ortasında, uzun ahşap direk öylece, bomboş duruyordu. Şenliğin başlamasına topu topu iki saat kalmıştı ama kutlamanın kalbi olan bayrak ortada yoktu.

Dokuz yaşındaki Çınar, dizi yamalı yeşil pantolonu ve kolları sıvalı sarı gömleğiyle direğin dibinde çömelmişti. Boynunda uğur niyetine taşıdığı ince kırmızı bir ip asılıydı. Kısa kahverengi saçları hafif esen rüzgarda uçuşurken, keskin gözleri yerdeki parke taşlarının arasında kimsenin fark etmediği bir detaya takıldı. Eğildi ve taşların üzerinden, koptuğu belli olan ince, kırmızı bir iplik parçası aldı.

"Bir iplik, bir adım daha," dedi Çınar kendi kendine.

İzi takip etmeye koyuldu. Sadık köy köpeği Karabaş, çoktan taş çeşmenin yanına varmış, burnunu yere dayayarak havlamaya başlamıştı bile. Kokuya güvenen Karabaş haklıydı; kırmızı ipliğin devamı çeşmenin taşına takılmıştı. Çınar yaklaştığında çeşmenin soğuk suyunun taşa vururken çıkardığı şıpırtı yankılanıyordu. İplik, ıslak taşın üstünde ikiye ayrılmıştı. Acaba hangi yol doğruydu? Çınar dikkatle baktı; suyun akış yönüne direnen ve avluya doğru uzanan ince pamuk izini seçmeyi başardı.

Birinci Engel: Kilitli Sandık

Muhtarlığın avlusuna vardıklarında iz, köşede duran eski bir sandıkta bitiyordu. Çınar sandığa yaklaştığında burnuna ıslak yün ve toz kokan eski sandığın o ağır havası doldu. Ancak sandığın kilidi paslanmıştı ve kapağı kesinlikle açılmıyordu.

Tam o sırada, düğüm ve ip işlerini çok iyi bilen, hızlı düşünen arkadaşı Rüzgar nefes nefese yanlarına geldi. Rüzgar kilidi zorlayıp elindeki iplerle bir manivela yapmayı düşünürken, Çınar'ın gözleri çoktan sandığın arka menteşesindeki gevşek çiviyi fark etmişti bile. Çınar aklını kullanarak gevşek çiviyi yerinden dikkatlice oynattı ve kapağı menteşe tarafından usulca araladı.

Ancak sandıkta bayrak yoktu. Sadece ucu kopmuş, kalın bir ip parçası duruyordu. Rüzgar ipi eline alıp dikkatle inceledi. "Bu düğümü tanırım," dedi Rüzgar heyecanla. "Bu ip, kule kancasına ait!"

İkinci Engel: Titreyen Dizler

Rüzgar'ın işaret ettiği yere, köyün en yüksek noktasına baktılar. Rüzgar gece boyunca sert esmiş ve uçan bayrağı çan kulesinin en üstündeki kirişe dolamıştı.

Çınar için yükseklik her zaman midesini düğümleyen, onu dehşete düşüren bir korkuydu. Kuleye adımını attığında dizleri titremeye başladı. Yukarı doğru yavaşça tırmanırken, ayak altında gıcırdayan tahta basamaklar kalbinin hızlanan atışına eşlik ediyordu. Merdivenin ahşap korkuluğunu o kadar sıkı tutuyordu ki parmak boğumları bembeyaz olmuştu. Yarı yolda durdu. Aşağısı çok uzaktı, başı döndü. Acaba çıkabilecek miyim? diye geçirdi içinden. Tam pes etmeyi düşünürken elindeki kırmızı ipliğe baktı.

"Bir iplik, bir adım daha," dedi Çınar fısıltıyla. Cesaret, korkmamak değil; korkuya rağmen yola devam edebilmekti. Derin bir nefes aldı, korkuluğu sıkıca kavramaya devam ederek o son basamağı da aştı.

Üçüncü Engel: Ulaşılamayan Bayrak

Zirveye ulaştığında bayrağın, kirişin en ucuna dolandığını ve kolunun uzanamayacağı kadar uzakta olduğunu gördü. Dengesini kaybetmemek için bir eliyle direğe tutunurken aşağıya, kapıda ip yumağıyla bekleyen Rüzgar'a seslendi.

"Rüzgar! Bana şu kapının kenarındaki süpürgenin sapını uzatır mısın?"

Rüzgar hızla süpürgeyi yukarı doğru uzattı. Çınar, süpürge sapının ucunu kanca gibi kullanarak bayrağı yavaşça kendine doğru çekti. Kirişteki sıkışmış düğümü titreyen ama kararlı parmaklarıyla kendi başına çözdü. Bayrağı kurtarıp göğsüne bastırdığında, bayrak bezinin avucundaki kaba ve sıcak dokusunu hissetti. O an rüzgarın esmesiyle çan hafifçe sallandı ve rüzgarda çarpan çanın uzun uğultusu kulede yankılandı.

Şenlik Başlıyor

Aşağı inip meydana döndüklerinde vakit tamamdı. Kırmızı beyaz bayrak, çocukların yardımıyla meydandaki direkte gururla gökyüzüne yükseldi. Rüzgar, Çınar ve şenlik ekibi nefes nefese kalmış, gururla birbirlerine bakıp gülüşüyorlardı. Çan coşkuyla çalmaya başladı.

Kutlama başlamış, meydan neşeli davul sesleriyle dolmuştu. Çınar, cebindeki o ilk kırmızı iplik parçasını çıkarıp yavaşça boynundaki kendi ipine bağladı. Bu artık onun cesaret madalyasıydı. Karabaş huzurla ayaklarının dibine kıvrılırken, Çınar gökyüzünde dalgalanan bayrağa bakarak gülümsedi. Artık hiçbir yükseklik onu durduramazdı.

Yazar Hakkında

M

Masalcım

Yazar | Masalcım - 04.08.2026