Uçmayı Unutan Baykuş Şükrü
Uykusuz bir gecenin ardından kuş olduğunu bile unutan Baykuş Şükrü, canı simit çektiği için mahalle fırınının önündeki kuyruğa girer. Ama o kuyruk hiç de sandığı gibi bir simit kuyruğu değildir.

Sesli Dinle
Hikayeyi sesli olarak dinleyebilirsiniz
Hikayeyi Oku
Hikayenin tam metni
Baykuş Şükrü, mahallenin en bilge kuşu değildi ama kesinlikle midesine en düşkün olanıydı. Evi, "Mis Fırın" adlı fırının tam tepesindeki geniş, sıcak bacaydı. Her sabah fırından yükselen taze simit kokusuyla uyanır, pırrr diye aşağı süzülüp fırıncı Mehmet Usta’nın pencere önüne bıraktığı susamları afiyetle yerdi.
Fakat o sabah işler hiç de planlandığı gibi gitmedi.
Sorun, fırının alt katındaki mutfaktaydı. Fırının sarman kedisi Melis’in tuhaf bir huyu vardı: Uyurgezerlik. O gece Melis, rüyasında fare kovalarken fırının mutfağında tencere ve tavaların arasına dalmıştı. Bütün gece mutfaktan "Güm! Pat! Çat! Miyav?" sesleri yükselip durdu. Bacada uyumaya çalışan Şükrü ise sağa döndü olmadı, sola döndü olmadı. Kanatlarıyla kulaklarını tıkadı ama nafile. Sabaha kadar gözünü kırpamadı.
Güneş doğduğunda Şükrü tam bir zombiye dönüşmüştü. İri sarı gözleri uykusuzluktan yarı yarıya kapanmış, boynuna takması gereken ekose atkısını yanlışlıkla kafasına bağlamıştı.
Taze bir simit yemek için yuvadan çıktı. Normalde bir baykuş ne yapar? Kanatlarını açar ve uçar. Fakat Şükrü uykusuzluktan kuş olduğunu tamamen unutmuştu! Bacadan çatıya, çatıdan yangın merdivenine atladı ve tıpış tıpış yürüyerek sokağa indi.
Fırının hemen önünde uzun bir insan kuyruğu vardı. Şükrü, yarı kapalı gözleriyle "Amma da uzun bir simit kuyruğu, herkes erkenden acıkmış" diye mırıldanarak kuyruğun en arkasına, kasketli bir amcanın peşine sıraya girdi.
Beş dakika geçti, on dakika geçti. Sonunda büyük bir gürültüyle sarı renkte dev gibi bir otobüs durağa yanaştı. Kapıları "Tıssss!" diye açıldı. Kuyruktakiler birer birer otobüse bindi. Sıra Şükrü’ye geldiğinde, paytak adımlarla basamakları tırmandı.
Şoför, karşısında kafasına atkı bağlamış uykulu bir baykuş görünce şaşırdı.
Şükrü gagasını temizleyip kibarca seslendi: "Bana oradan bir çıtır simit, yanına da azıcık beyaz peynir lütfen. Çok kızarmış olsun."
Şoför gülmemek için kendini zor tutarak, "Küçük bey, burası otobüs. Simitler yandaki fırında satılıyor. Ayrıca senin biletin var mı?" dedi.
Şükrü "Otobüs mü?" diye mırıldandı. Kafasını kaşımak için kolunu kaldırdığında, dikiz aynasında kendi yansımasını gördü. Kolları yoktu, kocaman kahverengi kanatları vardı!
Gözleri fal taşı gibi açıldı. "İnanmıyorum!" diye bağırdı fırın kuyruğu sandığı yolculara dönerek. "Ben sabah sersemliğinden uçmayı unutmuşum! Siz otobüsünüze binin, benim acilen fırına uçmam gerek!"
Yolcular kıkır kıkır gülerken, Şükrü otobüsün basamaklarından kendini boşluğa bıraktı, kanatlarını neşeyle çırptı ve sadece üç metre ilerideki fırının tezgâhına havalı bir iniş yaptı. O kadar uykusuzdu ki, inerken yanlışlıkla un çuvalının içine düştü.
Birkaç saniye sonra çuvaldan una bulanmış bembeyaz bir "kar baykuşu" gibi çıktığında, Mehmet Usta kahkahalarla gülerek ona en çıtır simidi uzatıyordu. O sırada fırının camından içeriyi dikizleyen kedi Melis ise, geceki tencere konserinden habersiz, güneşin altında mışıl mışıl uykuya dalmıştı bile.
Bu içeriği kim hazırladı?
Ahmet Güleş
Kurucu ve Editör
Yayın: 13.09.2026
Metin bir kategori yönergesine göre planlanır, yapay zekâ desteğiyle yazılır ve yayına alınmadan önce editör tarafından okunur. Nasıl hazırlıyoruz?
Benzer Hikayeler

Uçmayı Unutan Baykuş Şükrü
Uykusuz bir gecenin ardından kuş olduğunu bile unutan Baykuş Şükrü, canı simit çektiği için mahalle fırınının önündeki kuyruğa girer. Ama o kuyruk hiç de sandığı gibi bir simit kuyruğu değildir.

Martıların Adını Bilen Çocuk
Bayram sabahı Kaya, dedesiyle adaya giden vapura biner. Cebinde simit kırıntıları, boynunda eski bir dürbün vardır; öğreneceği ilk şey ise martıların adları değil, beklemeyi bilmektir.

Camdaki Yarış Pisti
Yağmur oyunlarını yarıda bırakınca Bade ve küçük kardeşi Sarp bahçe kulübesine sığınır. Bade buğulu camda kendine bir yarış pisti kurar; ama kardeşi oyunun neresinde durduğunu bilemez. İki kardeşin camdaki damla yarışı, paylaşılınca büyüyen bir oyuna dönüşür.

Tekerleği Kırılan Kamyon
Yiğit kırmızı kamyonunu kimseyle paylaşmak istemez; ta ki bir kaza tekerleği koparana kadar. Kum havuzunda başlayan bir küskünlüğün, bir bant, bir ip ve sarı bir şişe kapağıyla nasıl değiştiğini anlatan sıcacık bir bahçe hikâyesi.

Şemsiyenin Ortası
Sağanak bir yağmurda Onur, kız kardeşi Eylül'le eve dönerken poşetlerine sarılıp saçak altında bekleyen Nadir Amca'yı görür. Elindeki mavi şemsiye üç kişiye yeter mi, yoksa birinin omzu ıslanacak mıdır?
