Ömer'in Unuttuğu Torba
Ömer, üçüncü kattaki Nezaket Teyze'ye her akşam ekmek götürmeye söz verir. Ama bir akşam sokakta top oynarken sözünü unutur ve karanlık kalan o pencere aklından bir türlü çıkmaz.

Sesli Dinle
Hikayeyi sesli olarak dinleyebilirsiniz
Hikayeyi Oku
Hikayenin tam metni
Bakkal Selim Amca rafa makarna paketlerini diziyordu. Kapıdaki zil ince ince çıngırdadı. Nezaket Teyze file torbasını iki eliyle tutmuş, apartman merdivenlerine bakıyordu. Bir basamak çıktı, durdu, dizini ovaladı.
Ömer atkısını boynuna doladı.
"Teyze, ekmeğini her akşam ben getiririm," dedi. "Üçüncü kat, sağdaki kapı."
Nezaket Teyze güldü. "Zahmet olmasın evladım."
"Olmaz," dedi Ömer ve sokağa koştu.
İlk akşam işi tıkır tıkırdı. Kağıt torbadan sıcak ekmek kokusu yükseldi, avucu ısındı. Merdivenleri ikişer ikişer çıktı, torbayı kapı koluna astı. Sokak kedisi Pamuk basamakta oturmuş onu izliyordu.
"Üçüncü kat, sağdaki kapı," diye mırıldandı Ömer, aşağı inerken.
İkinci akşam çeşmenin başından tokmak sesi geliyordu. Top ıslak asfalta çarpıyor, sesi duvarlarda çınlıyordu.
"Ömer! Kalecimiz yok!" diye bağırdı Kerem.
Ömer torbayı çeşmenin taşına bıraktı. Pamuk taşa atladı, torbanın yanına kıvrıldı. Topun sesi Ömer'in göğsünde tekledi. Torbanın ağzını bir büktü, bir düzeltti. Ayakları çoktan sahaya dönmüştü.
"Üçüncü kat, sağdaki kapı," dedi kendi kendine.
Sonra top ıslak ayakkabısına çarptı. Ömer bir kez çeşmeye baktı. Sonra bir daha bakmadı.
Hava karardı. Bakkalın kepengi gıcırdayarak indi. Çocuklar dağılırken Ömer çeşmenin başındaki kağıt torbayı gördü. Ayakları yere çakıldı. Torbayı aldı, buruşturdu, sonra düzeltti. Üçüncü kata baktı. Sağdaki pencere karanlıktı.
O gece yatakta bir sağa döndü, bir sola. Yorganı çenesine çekti.
"Kimse fark etmedi," diye fısıldadı. Sonra ekledi: "Belki de bekledi."
Yastığı ters çevirdi. Karanlık pencere gözünün önünden gitmedi. Sabaha kadar kulağında top sesi vardı.
İlk ışıkla kalktı. Harçlığını cebine koydu, kapıyı yavaşça çekti. Bakkalın taş basamağı buz gibiydi. Soğuk pantolonuna işledi. Dizlerini kucakladı, nefesi buhar olup uçtu. Pamuk yanına kıvrıldı, ıslak burnunu sarı atkıya sürttü. Ömer onu görünce dün akşamki torbayı hatırladı. Boynunu içeri çekti.
Kepenk takırtıyla yukarı kalktı. Selim Amca kaşlarını kaldırdı.
"Bu saatte mi?"
"Bir ekmek," dedi Ömer. "Teyzem dünkünü yiyemedi."
Selim Amca sıcak somunu kağıda sardı. "Kendin mi söyleyeceksin?"
Ömer başını salladı. Boğazı düğümlendi ama başını salladı.
Sokağın ucundan top sesi geldi. Kerem elini kaldırdı.
"Ömer, gel! Bugün üç kişi eksiğiz!"
Ömer ekmeği göğsüne bastırdı. Ilıklık atkısının altından geçti.
"Bugün olmaz," dedi.
"Ya sonra biterse?"
Ömer topa baktı. Sonra ekmeğe.
"Biterse biter." Sesi kısıktı ama ayakları döndü.
Merdivenleri çıkarken içinden saydı. Bir kat, iki kat. "Üçüncü kat, sağdaki kapı."
Kapıya vurdu. İçeriden terlik sesi geldi, sonra kilit döndü. Nezaket Teyze aralıktan baktı. Elinde soğumuş bir çay bardağı vardı.
"Dün unuttum," dedi Ömer. Gözlerini kaçırmadı. "Sokakta maç vardı, ekmeği çeşmenin başında bıraktım. Sen bekledin, ben oynadım. Kusura bakma."
Sessizlik uzun geldi. Ömer parmaklarını atkıya doladı, çözdü, yine doladı.
Teyze kapıyı açtı. Ekmeği aldı, kağıdı hışırdattı, kokladı.
"Sıcakmış," dedi. "Bugün geldin ya."
Sonra elini Ömer'in başına koydu. Avucu ekmek gibi ılıktı.
Ömer merdivenleri inerken iki basamağı birden atladı. Sahanlıkta bir kere durdu, sonra hızlandı. Atkısının ucuna bir düğüm attı, sıkıca çekti.
Aşağıdan yine top sesi geldi. Ömer önce düğüme baktı. Sonra yukarı, sağdaki kapıya.
"Üçüncü kat, sağdaki kapı," dedi ve sokağa koştu.
Bu içeriği kim hazırladı?
Ahmet Güleş
Kurucu ve Editör
Yayın: 08.08.2026
Metin bir kategori yönergesine göre planlanır, yapay zekâ desteğiyle yazılır ve yayına alınmadan önce editör tarafından okunur. Nasıl hazırlıyoruz?
Benzer Hikayeler

Uçmayı Unutan Baykuş Şükrü
Uykusuz bir gecenin ardından kuş olduğunu bile unutan Baykuş Şükrü, canı simit çektiği için mahalle fırınının önündeki kuyruğa girer. Ama o kuyruk hiç de sandığı gibi bir simit kuyruğu değildir.

Martıların Adını Bilen Çocuk
Bayram sabahı Kaya, dedesiyle adaya giden vapura biner. Cebinde simit kırıntıları, boynunda eski bir dürbün vardır; öğreneceği ilk şey ise martıların adları değil, beklemeyi bilmektir.

Camdaki Yarış Pisti
Yağmur oyunlarını yarıda bırakınca Bade ve küçük kardeşi Sarp bahçe kulübesine sığınır. Bade buğulu camda kendine bir yarış pisti kurar; ama kardeşi oyunun neresinde durduğunu bilemez. İki kardeşin camdaki damla yarışı, paylaşılınca büyüyen bir oyuna dönüşür.

Tekerleği Kırılan Kamyon
Yiğit kırmızı kamyonunu kimseyle paylaşmak istemez; ta ki bir kaza tekerleği koparana kadar. Kum havuzunda başlayan bir küskünlüğün, bir bant, bir ip ve sarı bir şişe kapağıyla nasıl değiştiğini anlatan sıcacık bir bahçe hikâyesi.

Şemsiyenin Ortası
Sağanak bir yağmurda Onur, kız kardeşi Eylül'le eve dönerken poşetlerine sarılıp saçak altında bekleyen Nadir Amca'yı görür. Elindeki mavi şemsiye üç kişiye yeter mi, yoksa birinin omzu ıslanacak mıdır?
