Masal

Akıllı Arda ve Kilitli Bahçe

Zeki ve yardımsever Arda, ormandaki hayvanlardan aldığı küçük armağanları kullanarak, kaba kuvvetin açamadığı devasa altın saray kapısını sadece zekası ve nezaketiyle açar.

Masalcım
4-8 yaş
4 dk
5:03 dk
akıllı arda kilitli saray bahçesinin önünde duruyor

Sesli Dinle

Masalı sesli olarak dinleyebilirsiniz

Masalı Oku

Masalın tam metni

Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde... Develer tellal iken, pireler berber iken... Ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken... Uzak diyarlarda, aklı fikri yerinde, kalbi iyilikle dolu Arda adında bir çocuk yaşarmış. Arda, köyün en sevilen çocuğuymuş çünkü karşılaştığı her sorunu kimseyi kırmadan, dökmeden, sadece zekasını kullanarak çözermiş. Elinde küçük bir tahta parçasını bile bir oyuncağa dönüştürebilir, en karışık ipleri tek bir hamlede açabilirmiş.

Günlerden bir gün, ülkenin sevilen hükümdarı Sultan Hikmet’in sarayında büyük bir telaş başlamış. Sarayın en güzel yeri olan "Gülümseme Bahçesi"nin devasa altın kapısı aniden sıkışmış. Ne dev gibi askerler, ne de güçlü pehlivanlar kapıyı bir milim bile kımıldatamamış. Sultan Hikmet çok üzülmüş çünkü o bahçedeki çiçeklerin kokusunu almadan neşelenemezmiş. "Bu kapıyı zor kullanmadan, kapıya zarar vermeden kim açarsa onu ödüllendireceğim!" diye ilan etmiş.

Haberi duyan Arda, "Ben bu işi çözerim," diyerek yola koyulmuş. Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş... Derken karşısına kanatları gökyüzü kadar mavi bir kuş çıkmış. Mavi Kuş, bir ağaç dalına sıkışmış gümüş bir kurdeleyi kurtarmaya çalışıyormuş. Arda hemen durmuş, parmak uçlarıyla kurdeleyi nazikçe çözüp kuşu özgür bırakmış. Mavi Kuş, "Teşekkür ederim akıllı çocuk, bu iyiliğinin karşılığında şu tüyü al, lazım olur," demiş.

Arda tüyü cebine koyup tekrar yola koyulmuş. Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş... Bu sefer yolun kenarında telaşla koşan bir sincap görmüş. Çevik Sincap, topladığı fındıkları derin bir kovuğa düşürmüş, bir türlü çıkaramıyormuş. Arda hemen bir dal parçası bulmuş, ucuna sakız yapıştırıp fındıkları birer birer yukarı çekmiş. Sincap çok sevinmiş ve Arda’ya en parlak meşe palamudunu hediye etmiş.

Arda yoluna devam etmiş. Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş... Saray yolunda ağır ağır ilerleyen Bilge Kaplumbağa'ya rastlamış. Kaplumbağa, güneşten çok bunalmış ama gölgeye gidecek kadar hızlı yürüyemiyormuş. Arda, geniş bir yaprağı şemsiye gibi yaparak kaplumbağanın üzerinde tutmuş ve onu serin bir ağaç gölgesine kadar eşlik etmiş. Kaplumbağa, "Sağ ol evladım," demiş ve kabuğundan küçük bir şişe içerisinde bir damla sabah çiyi çıkarmış.

Arda sonunda saraya varmış ve Sultan Hikmet'in huzuruna çıkmış. "Sultanım, ben bu kapıyı açmaya geldim," demiş. Herkes Arda'nın küçüklüğüne bakıp gülmüş. Ama Arda hiç bozuntuya vermemiş. Önce cebinden Mavi Kuş'un verdiği yumuşak tüyü çıkarmış. Kapının kilit deliğinin etrafındaki tozları tüyün ucuyla nazikçe temizlemiş.

Sonra Çevik Sincap'ın verdiği parlak meşe palamudunu çıkarmış. Palamudu, kapının menteşeleri arasındaki küçük bir boşluğa yerleştirmiş. Arda, "Eğer buradaki boşluğu doğru noktadan desteklersek, kapı kendi ağırlığıyla rahatlar," diye düşünmüş. Palamudu yerleştirince kapının o ağır gıcırtısı bir anlığına kesilmiş.

En sonunda Bilge Kaplumbağa'nın verdiği bir damla sabah çiyini menteşelerin üzerine damlatmış. O küçücük damla, sanki dünyanın en güçlü yağıymış gibi kapının arasına sızmış ve her yeri kayganlaştırmış. Arda, "Şimdi," demiş, "Zorla değil, sadece sevgiyle dokunma vakti."

Arda, işaret parmağının ucuyla kapıya "tık" diye dokunmuş. O devasa, açılmaz denilen altın kapı, bir kuş tüyü kadar hafif bir şekilde kendiliğinden açılıvermiş! İçeriden mis gibi çiçek kokuları yayılmış. Sultan Hikmet ve saraydaki herkes şaşkınlıktan donakalmış. Kapı açılırken tek bir çizik bile almamış, kimsenin canı yanmamış.

Sultan Hikmet sözünü tutmuş ve Arda'ya bir sepet dolusu en tatlı elmalardan vermiş. Ama Arda için en büyük ödül, Sultan'ın yüzündeki o büyük gülümsemeymiş. Arda köyüne dönmüş ve o günden sonra herkes öğrenmiş ki; kaba kuvvetin açamadığı kapıları, akıl ve nezaket bir tüy hafifliğiyle açarmış. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine...

Bu içeriği kim hazırladı?

Ahmet Güleş

Kurucu ve Editör

Yayın: 12.08.2026

Metin bir kategori yönergesine göre planlanır, yapay zekâ desteğiyle yazılır ve yayına alınmadan önce editör tarafından okunur. Nasıl hazırlıyoruz?